Düşün…
Kaç yaşındasın bilmiyorum.
Boşlukları sen doldur. Yaşını yaz…
Senelerdir varsın. Senelerdir, kendi çapında yaşam mücadelesi veriyorsun. Hayatı tanımaya çalışıyorsun. Belirlediğin bir hedef var ve ona ulaşana kadar binbir türlü dalavere geçiyor başından. Ayakta kalma savaşı verirken, sadece dünyayla tanışmak zorunda olmadığını öğretiyor hayat. Diyor ki; kendini de tanımalısın. Sevmelisin aynadaki yüzü. Ellerini, ayaklarını, saçlarını…
Ve hiçkimsenin göremeyeceği yerlerini inceleyip kendinle de tanışıyorsun. Kabullenme faslı başlıyor sonra. Kendini. Olduğun gibi.
Belki yüzünün en belirgin yerinde bir etbeni var. Başkasının gözünden bakmaya alıştığın için, yine bir başkası gibi düşünüp etbenini kabullenemiyorsun. Dişleksin belki. Tavşana benzediğin için kaçırıyorsun gözlerini kendinden. Veya tam tersini düşün. Kusursuz bir yüzün var. Fakat hayatı, insanları en önemlisi Tanrı’nın mükemmeliğini ve kendini olması gerektiği gibi algılamayı beceremediğin için güzel yüzünü bile kabullenemiyorsun. Çünkü göremiyorsun. Baktığın halde göremiyorsun.
Ve hiçkimsenin göremeyeceği yerlerini inceleyip kendinle de tanışıyorsun. Kabullenme faslı başlıyor sonra. Kendini. Olduğun gibi.
Belki yüzünün en belirgin yerinde bir etbeni var. Başkasının gözünden bakmaya alıştığın için, yine bir başkası gibi düşünüp etbenini kabullenemiyorsun. Dişleksin belki. Tavşana benzediğin için kaçırıyorsun gözlerini kendinden. Veya tam tersini düşün. Kusursuz bir yüzün var. Fakat hayatı, insanları en önemlisi Tanrı’nın mükemmeliğini ve kendini olması gerektiği gibi algılamayı beceremediğin için güzel yüzünü bile kabullenemiyorsun. Çünkü göremiyorsun. Baktığın halde göremiyorsun.
Uğur Acar 19 yaşında bir çocuk. Sahip olduğu yüz ise 39 yaşında.
Doktorlar, onun psikolojik olarak çok güçlü bir genç olduğunu söylemişler. Uğur, öyle ya da böyle hayatta olduğu için mutlu olduğunu ve en kısa zamanda merhum Ahmet Kaya’nın ailesini ziyaret edeceğini söylemiş. Ben bugün haberi okuyup Uğur’un ilk görüntülerini izlediğimde daraldım, içim sızladı. Uğur kadar güçlü değilmişim. Belki de ölümle hiç bu kadar burun buruna gelmediğim içindir. Hayatta kalabilmek yukarıda saydıklarımdan çok daha önemlidir belki. Bilemiyorum. Insanlar kendi varlıklarına bile doğru düzgün alışamazken aynada senelerce yaşamıs başka bir insanın yüzünü görmenin nasıl duygular doğurabilecegini bilemiyorum. Tahmin edemiyorum. Hayal etmeye çalıştığımda aklım karışıyor. Öyledir ya da böyledir diyemiyorum. Varsayımlarda bulunamıyorum. Uğur’u, ailesini ve Ahmet’in ailesini düşününce tam olarak neler hissetmem gerektiğini bilmiyorum.
Fakat dedim ya; hayat mücadelenin ta kendisi. Belirlediğin hedefe ulaşmak için yaşadığın onca sıkıntıya rağmen dimdik kalabilmeyi başarabiliyorsan önüne çıkan engelleri kabullenebilmişsin demektir. Öyleyse, yaşanabilecek “en kötü” durumları bile kabul ettiren hayat, pekâlâ bu duruma alışmasını da öğretecektir.
Herşey insanlar için…
Goncagül “şaşkın”

