Adımlarıma Işık

20 Ağustos 2013 Salı

Return of Mrs Rosebud

Nasıl özledim!
 İnsanın sevdiği, kardeşi, anası-babası, yani kısaca en değerlileri aklından çıkmaz ya; hep bir köşesinde kalır... Gidemeyip göremediğinde hep biriktirirsin anılarını bir gün uzuuuun uzun anlatmak için, öyle özledim!  Öyle aklımdaydın. Elleri sıvamak istedim ama öyle bi içindeyim ki hayalimin, hiç elim gitmedi... Uzatasım gelmedi. Yazasım anlatasım olmadı... Anlatabilmek için çırpındığımı düşünsemde aslında hiç fırsat  yaratmadım! Elimi bile sürmek istemedim. Ama hep özledim. Bağımlılık derecesinde sevdiğim yazı yazma olayı bu sefer o kadar uzak görünüyordu ki bana.

Anlatacak çok şey var unutulmasın istediğim...
Evimden yazıyorum.
Kendi yuvamdan.
Tâ oniki yaşından beri hayalini kurduğum o perde havalanıp duruyor şu anda.  Yine en sevdiğim müzik çalıyor. Mor bir orkidem var. Benim kadar çok konuşmuyor ama susuşarak anlaşıyoruz.
Aslında sen hariç heryere yazdım. İstanbul adlı defterim sen yokken en büyük arkadaşımdı. Şimdi ise çok uzun zamandır görmediği bir dostuna nereden başlayacağını bilmeyen utangaç birisi gibi nasıl sarılacağımı bilmiyorum.
Sanki o kadar yazıyı ben yazmamışım! Sanki aylarca sen dinlememişsin beni. Her kafam bozulduğunda, mutlu olduğumda, deli olduğumda, ..soluğu burada almamışım gibi!
Yabancı gibi.


Garip, ama yepyeni bir hayatın içinde birşeyler anlatmak zor, itiraf ediyorum. Bu heyecanlı ve benzersiz temponun içerisinde ruhum başka türlü yenilenirken içimden hiç anlatmak gelmedi. Benim gibi yazı tutkunu biri için itirafı hiçte kolay değil, ama gerçek : )


Çok güzel...
Çok mutluyum...
Yüreğim şükran dolu...
Zihinlere ve kalplere, olur olmadık sorular ile korku salmak isteyenin oyunlarına rağmen endişelenmemeyi öğreniyorum.
Hayatımın bu yeni sayfasında özümden gitmek zorunda olanlarda var, eklenenlerde...
Yenileniyorum.

Yepyeni bir sayfaya transfer olacaklara, evleneceklere, ülke değiştireceklere ve hatta yaşamında 'statü' değisimine uğrayacağına inananlara; hiçkimseden, hiçbirseyden, hatta kendinizden, asla ama asla korkmayın. Zira tadı damağınızda kaldığında boş yere kaygılandığınızı göreceksiniz : )


Böyle işte.


Goncagül " Mrs. Mutlu"

2 Haziran 2013 Pazar

Direniş

Fikir ayrılıklarına tahammül edemeyip tamamen ortadan kaldırmaya çalışan; demokrasiden bahsedip insanları ötekileştiren; din, sevgi ve kardeşlik ile igili nutuk atıp kendi halkını hiçe sayan saygısız bir başbakanın yönetimi altındaki sözde 'faşistler'.

Ne kadar ironik... ne kadar komik!
Halkını düpedüz aptal yerine koyan ve kendini çok uyanık zanneden bir başbakanın yandaşlarının ağzından çıkan sözlere inanamıyorum!
Bu insanlık dışı olayların bu raddeye gelmiş olmasına inanamıyorum!
İktidarın net bir şekilde gerçek faşistler tarafından hamur gibi yoğurulduğunu göremeyenlerin körlüğüne ve sevgisizliğine inanamıyorum...

Börek yiyip başka insanlara ikram eden hatta ve hatta gaz bombası ile hazırolda bekleyen polislere bile teklif eden grubun tazyikli su yiyip yere fırlatılmalarının insanlık dışı olduğunu küçücük bir çocuk bile anlarken, asıl meselenin ağaçlar olmadığını anlamayan, veya anlamamazlıktan gelen bir toplumun olduğu bir ülkede özgürlük ve demokrasiden bahsediliyor. Yazık...

Günlerdir gördüklerim ve duyduklarım karşısında kanım donmuş vaziyette sadece bu, hem psikolojik hemde fiziksel şiddete maruz kalan halkın duacısı olabiliyorum. 

Bütün bunların yanısıra, o 'sizin' bir avuç dediğiniz kalabalığın tek yürek olabilmişliğine, tüm bu olanlar karşısında sesini duyurabilmişliğine, cesaretle meydanlarda yürüyebilmişliğine hayran kaldım! Tüm o canlar, yeri geldiğinde ayrıldığına inananlara; daha doğrusu sessizce ayırımcılığa yol açan diktatöre kapak olsun.

Türkiyeyi ve aslen Ermeni, Rum, Süryani, Kürt, Türk olan bütün Türk vatandaşlarının birliğine, birlik olabildiklerine, tek bir beden olup olanlara ses çıkarabildiğine bütün dünya şahit oldu.

Sen görmesen de, görmek istemesen de, herkes biliyor!
Goncagül "Ses"

24 Mayıs 2013 Cuma

Bir Tık Dostluk

Ne kadar can sıkıcıyım.

Dostluğu pembe bir kutunun içinde tutup onu korumaya çalışıyormuşum.
Aile bağlarını birbirine bağlayan o kalın halatlara binbir düğüm daha atıp sağlamlaştırmaya çalışıyormuşum.
Hatır nedir tek tek kırmızı kalem ile altını çizip unutulmasın diye saklıyormuşum.
Vefaya en son kilometrelerce uzak bir diyarda rastlamıştım, hâlâ onu arıyormuşum.
İncinsemde hep bir neden arıyormuşum.
Sebepleri alt alta dizip domino taşları misali yıkılıp kalıyormuşum.

Ne kadar sıkıcıyım.

Her defasında bunlardan vazgeçip kendime kızıyormuşum.
Ne hayat böyle bir düzene ait, ne dünya böyle bir düzene sahip, ne insanlık içinde bu tohumu ekebilecek cesarete sahip deyip; gülüp geçiyormuşum.
En mutlu günler ile en mutsuz günleri kıyaslama. Ikisi de farklı zira... O günlerde yanında olanlara bir göz at, farkı göreceksin deyip kendimi telkin ediyormuşum.
İnanıyormuşum.
Görüyormuşum.
Sonra yine unutuyormuşum...

Ne kadar sıkıcıyım.

Yeter ki iyi olsunlu isteklerle canla başla gider, sarar, yapar, dinlermişim.
Sonra, ne de olsa, ufacık beklenti olunca, gerisin geri kendime kızıyormuşum.
Sonunda, kimseye ve hiçbir şeye benzemeyen ayna'ma bakınca, görmeye çalıştığım ruhuma sarılıp hepsini benimsermişim.
Tamam der, oturur, görür, duyar, kabullenir ve bundan artık zevk alırmışım.

Ne kadar sıkıcıyım.



İnsanlık hangi gezegene ait, onu arar dururmuşum...

Hep bulamayınca;
yine yeniden diğer yarımın içyuvasında, aynadan yansıyan ile huzura kavuşurmuşum.

Goncagül "Ayna"

21 Mayıs 2013 Salı

Mrb Slm Nbr?


Kaç zamandır cep telefonuna bakmadan dostunla sohbet ediyorsun?
Ne kadar oldu fotoğraf albumlerini çıkartıp hatıraları incelemeyeli...
Ya da ne zamandır 'yerini bildirmeden' özgürce sokaklarda gezmiyorsun?
En son ne zaman vakit ayırdın sevdiklerine?
Ne zaman başını kaldırıp harekete geçtin...


Her birimizin bu genişleyen imkânlar arasında daracık bir alanda sıkışıp kalması sence de çok tuhaf değil mi?
Teknolojinin zenginliği içerisinde boğulup değerleri bir bir yok edişlerimiz mesela...çok sallamak istediğin ama omuzumuzda külfetmişcesine boyun büküşlerinin farkına varsan... 
Ve o küçücük ekrana bakmadan bir saat geçiremeyip herşeyden herkesten haberdar olmak isteyişlerine son verip derin bir nefes alsan...



Günbegün artan fırsatların aslında bizleri robotlaştırıp ruhumuzu biryerlere hapsettiğini farkettiğimde, en sevdiklerimle bütün bunların hiç varolmadığı biryere kaçmak istiyorum.
Sonra biri çıkıyor ve "yapamazsın ki..." diyor.
"Hiç görmemiş, hiç duymamış gibi olmaz ki"  diyor. 
Hak veriyorum...


Yinede, bütün bunları düşününce bu bahsettiğim araçlar insanları yönetmesin,  insanlar ihtiyaç duydukça o araçları yönetsin istiyorum.
Değerler kaybolmasın.
Özgürlük yok olmasın.
Mahremiyet açılmasın.
Vefa olsun.
Kıymet bilinsin.
Saygı bâki kalsın.

O kadar ulaşılmazı istiyorum ki, kendi kendimden canım sıkıldı!
Pöh!

Hadi bye

Goncagül "İstek"

13 Mayıs 2013 Pazartesi

İnsanlık Hangi Takımı Tutuyor?



Kelimelerin tükendiği sadece duyguların konuştuğu bir olay.
Sevinmesini de üzülmesini de bilmeyen bir toplum...
Öte yandan, öldürülen 20 yaşındaki genci hiçe sayıp bütün bir takımı suçlayan saçma zihniyetler...
Öldüreni de, öldürüleni de görmezden gelen onca insan...

Bütün bunların altında futboldan ve taraftarlıktan fazlası yatıyor.
Burada mesele renkler olamaz.
Kazanan bir takıma duyulan "öfke", olamaz...
Bu kadar ileri gidebilen bir insan "sağlıklı" o-la-maz!
Ezeli rakipmiş, kazanılan derbi imişşampiyon takışampiyon dönermis, Fenerbahçe ezikmiş, Galatasaray müthişmiş, ne oldu şimdi?!
Neden sevincimizi doğru düzgün yaşayamıyoruz?
Neden böyle...
Bir insan öldü.
Bir annenin canı yandı.

Tıpkı bu ülkede gelişen diğer acımasız "hastalıklı" olaylar gibi, bu da bir gün unutulacak ve ateş düşğü yeri yakacak.

Keşke sussalar. Sussanız keşke. Sussanız da  ağzınızdan çıkanı kulağınız duysa.
Keşke bir ölümü başka bir ölümle kıyaslayıp iyice insanlıktan çıkmasanız.

Bu ne Galatasaray ne de Fenerbahçe davası...
Bu, takımını kendini kaybedecek kadar putlaştırıp ona tapan tutsak bir ruhun merhamete muhtaç canavarlığı...

Burak Yıldırım artık yok

Goncagül "Fenerli?nsan"

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Onbeş Haziran Ikibinonüç - Hissedilesi Olasılıklar


İçimin en olmadık zamanlarda cız ettiği,
Aklımın durduğu,
Kalbimin çoook çok hızlı attığı bir dönemdeyim.

Çift kişilik ne varsa benim ama tek kişilik zevkleri yaşamak artık çok, garip.
Yani, onsuz oturup kitap okumak istemiyorsun.
En sevdiğin şarkıcıyı tek başına dinlemek istemiyorsun.
Sereserpe yayılıp yalnız başına en sevdiğin filmi izlemek içinden hiç mi hiç gelmiyor.
Çünkü ne varsa, neyin varsa ve ne olacaksa ikiye katlamışsın...
Aynı çatı altına taşımışsın.

Koşuşturmalı ve bildiğin stresli bir dönem bu.
Bir kere de bir çok şey düşünmek zorunda olmak, hepsini olması gerektiği gibi sıraya dizebilmek, planlı olmak ama heyecanı hiç mi hiç elden bırakmamak...daha doğrusu bırakamamak! 
Fena güzel bir telaş; çok başka inkâr edemem.
Yani yaşayabileceğin en güzel streslerin önde gelenidir...
Evimiz bitti gibi ve o bitene kadar biz de biraz bittik gibi.
Nikahlanıp bir yıl beklemek zorunda olduktan sonra düğünümüzün olması çok absürdümsü olsa da nasıl cicili bicili nasıl renkli menkli nasıl çocukumsu mutluluğumsu bi his, anlatamam.

Hani "zaman yaratmak" diye bir gerçek var ki ben çok inanırım; o bile elden gelmiyor şu sıralar. Zamanımı ayıramıyorum, o beni ayırıyor.

Neyse,

Daha sonra, biriktirdiklerimi ve çiziktirdiklerimi paylaşmak dileğiyle, 

Goncagül "kaçar."

23 Nisan 2013 Salı

Karmaşık Umutlar


Bu dünya Tanrı'yı kabul etmiyor.

Güzelliklerin de iyiliklerinde kaynağını değiştiriyor.
şünüyorum; herşey bu kadar somutken başka anlamlar katmanın manası ne?
Neden kabul etmesi bu kadar kolay ve şahane bir gerçek varken cevabı ayrı yerlerde ararsın?
Zor mu...
Yoksa cesaretin mi...

Oysa ki, bugün birçok filozofun bile kabul ettiği gibi herseyin karşıt grubu vardır ve bu zıtlıklar inkâr edilemezler.
Siyahın beyazı...
Karanlığın aydınlığı...
Doğrunun yanlışı gibi.
Bu gerçeği ortadan kaldırmaya çalışıp yüzyıllardır varolan ahlâkın bile yavaş yavaş yok olmasına sebep olanların, asıl amacı ne?
Hakikatten iyilik mi?
İyi ile kötünün gerçekliğini yalanlamaya çalışarak, kötülüğün kol gezdiği yeryüzünde yeni bir akımın içinde savrulup giden ruhları tükenmez huzura erdirebilme çabaları...imkânsiz gibi.
Evren dediklerinin daim cevapsızlığı... Haykırsanda gerisin geri sana dönen sesin, aynadaki yansımana tapıp kendi kendinin Tanrı'sı ilan etsende sonucu değişmeyen olaylara karma deyip yine karmakarışık olanların bitmeyen arayışları...
Mutlak bir huzuru ve esenliği reddeden yüreklerin sevgi sözcüğü altında binbir vesvese ile boşluk doldurabilme telaşları...

"önce insanlık" başlığı altında benliklerinden başka hiçbirsey büyütmediklerini, daha doğrusu büyütemeyeceklerini izah etmek kolay mı?
Zorluğunu bir kenara itip, aslolan cevapları sunduğunda ise sadece hiçbir sonuca varmayan garip açıklamalarla karşı karşıya kalmak, iyi mi?
Anahtar kelimeyi biliyorum, kalbini aç! desen de halatlarından kopamayan insanların özgürlüğünü öyle derinden istiyorum ki...

Derdin verdiği zevkten...
Aldatıcı sözden...
Süründüren sahte sevgilerden bağımsız, etten bir yürek!

"Bulduğum tek şey: Tanrı insanları doğru yarattı, 
Oysa onlar hâlâ karmaşık çözümler arıyorlar." ~Vaiz 7:29


Goncagül "Yusufcuk"