Adımlarıma Işık

9 Kasım 2015 Pazartesi

Hoşçakal Miniğim

Hayatımda ilk defa yazarken bu kadar zorlanıyorum.
Ve çok düşündüm. Tarihe geçmeli mi, geçmemeli mi?
Dayanamadım...
15 gün içerisinde mutluluğu en yükseklerde yaşayıp, yine bugün hüznü en derinlerde yaşıyoruz Çağdaşla.
Öylesine benzersiz ki, tıkanıyorum.
Söylemek istemiyorum.
Seni kendime saklamak istiyorum.
Hiç varolmamak ile varolmayı nasıl başardın?
Seni görmeden, sesini duymadan sevmeyi nasıl öğrendim?
Neden diye sorgulamıyorum.
Çünkü biliyorum; hiçbir şey tesadüf değil hayatta.
Herşeyin bir sebebi var mutlaka.
Kısa da olsa, yaşattığın mutluluk için minnettarım....
Tanrım...
Ve biliyorum.
Bu acının yerine yeni bir güneş doğacak mutlaka.

Hoşçakal miniğim.

26 Ekim 2015 Pazartesi

Poirot Ve Tarutz'un gizli mesajı

Okumaya değer hiçbir şey yok. Duymaya, öğrenmeye...
Dinlemeye değer hiçbir şey yok. Yüreğimize işleyebilenler yok. Sadece olmasını istediklerini yarattıklarımız var. İçlerini doldurduklarımız. Sunulan iskeletlerin içini doldurmak...
Gözlerimiz gerçeği görürken kalbimizin kabul etmediği yerleri süslemek. Renklendirmek siyah-beyazları. Ne kadar yaşamış olursan ol, döngü bu. Uyanmadığın sürece, silkelenmediğin sürece yalanlara devam.

Kendinden tükendiğini gizleyerek. Mutlu yüzler satın al. Bir mağazadan mesela. Nasıl olsa kimse anlamazların arkasına sığın. Tek başınalık yolculuğunda kalabalık göster kendini.
Bir fotoğraf çek mesela. Gözlerinin feri gitmişken koca bir gülümseme yapıştır dudağına. Kimse anlamaz nasıl olsa. 
Bir ülke giyin mesela. Savaşlar olmasın. Yattığın yer huzurluymuş gibi yap. Çocukların ölmediği, gençlerin hayallerini gerçekleştirdiği... Vicdanlıymış gibi yap. Kimse anlamaz nasıl olsa. 
Simsiyah kahvelerde boğulup kemikli gözlüğün arkasından hiçkimsenin anlayamayacağı ansiklopediler oku. Tezler hazırla. Kompozisyonlar yaz. Toplantılara katıl. Konsantrasyonunu elindeki kurşun kalem alsın, bozsun. Dağıtsın ama sen dimdik durmaya devam et. Mış gibi. Kimse anlamaz nasıl olsa. Ne okuduğun kitaptan, ne de arkasına sığındın gözlükten.
Sen; sokaklarca gez, dolaş. Kendi tütün kokun öylesine yapışmış ki burnuna, havayı soluyamıyorsun. Geçtiğin caddeleri ezberle. Bazı köşeleri iyi belle. Kıvrıl. Uyuyormuş gibi yap. Hiç acı çekmiyormuş gibi. Kimse anlamaz nasıl olsa. 
Hiç genç olmamış gibi gençlere nasihatler ver. 
Ya da kırışıklıklarını doldur. Biraz daha şişir. Biraz daha tüket. Biraz daha satın al. Biraz daha heyecan. Biraz daha koş. Biraz daha yorul. Biraz daha doğur. Her gece biraz daha öl yastığında. Kimse anlamaz nasıl olsa...
Biraz daha kahkaha at. Gözyaşların genzine aksın, gizlensin. Sabah okula giderken en sevdiğin oyuncağını yorganının altına yerleştir, üzerini bir güzel ört. Çok yalnızsan montunun cebine koy. Elinle sar. Avuçların terlerken sırtın üşümeye devam etsin. Oyuncağın üşümesin. Kimse anlamaz nasıl olsa... Gülmeye devam et. Rengarenk olmaya. Küçükmüş gibi yap kocaman olmuş gözlerinin arkasında...

25 Ekim 2015 Pazar

Çekilmek istiyorum

Sosyal medyanın asosyalliğinden.
Uzaklaşmak istiyorum bütün samimiyetsizliklerden.
Zorlama gülüşlerden; sarılıp öpüşlerden.
Çekilmek istiyorum.
Gerçekte ne hissediyorsam onu yaşamak ve onu yaşatmak için.
Kimse kırılmasın, kimse yanlış anlamasın diye kıvranmalarımın yerini özgürlük alsın. 
Beni ben olduğum için kabul edip sevsin.
Olmuyor.
Kabul görmüyorsun.
Ya özgür olup yalnızlaşıyorsun, ya da olmadığın gibi davranıp sahte bir kalabalığın içinde mış gibi yapıyorsun.
Çekiliyorum...
Ve kesin kararlıyım.
Varsın kötü bilsinler.
Arayıp sormasınlar.
Zaten arayanım var mı? Merak edenim? Gerçekten halimi soranım...
Var mı sahiden?
Gidiyorum.
Kendime saygı gösterip artık kandırmaca yapmıyorum. Kendime yalanlar değil,  doğrular söylemek istiyorum. 
Herkes öylesine kendine odaklıyken, istediğim küçücük bir samimiyetin fazla zor olduğunu anlıyorum.
Yoruluyorum.
Görünmez bir yükün altına girip herkesin mutlu olmasını istiyorum. 
Herkesi mutlu görme çabasının altında ruhum bağırırken, susturuyorum.
Çekilmek istiyorum. 
Herşeyi bir kenara koyup,  kendimi keşfe çıkmak istiyorum...
Çekilmenin tarifsiz hafifliğini yaşamak için...

Ben de kırdım. 
Ben de gereksiz gittim.
Ben de yanlış yerde susup, yanlış yerde konuştum.
Özür dilerim.
Ama şimdi çekiliyorum...

Sözümü tutar mıyım?

12 Ekim 2015 Pazartesi

Anlatılamayan duygular

Cuma gününden beri karışık duygular içerisindeyim. 
Suriye - Halep'ten bir misafirimiz geldi. Orada yaşadığı zorlukları anlattı. Ailesini Lübnan - Beyrut'a göndermiş. Kendi canını düşünmüyor. "Ölmem gerekirse ölürüm, ama ailem yaşasın" diyor. Aldığı çağrıya kalpten inanmış. 

Ertesi gün en küçük kuzenim sözlendi. Çok mutluydum. İnsan sevdiklerinin mutluluğuna şahit oldukca seviniyor. Bu anlatılmaz bir duygu. Kevin, kuzenim, elimde büyüdü sayılır. Aramızda altı yaş var. Hala etrafımdaki küçük erkek çocuklarına gayriihtiyari Kevin diye seslenirim. Erkek kardeş nasıl birşey ise, kuzenlerim de benim için öyleler. Nasıl mutlu olmayayım? 

Ama anlatılamayan duygu sadece bu değil. Başka duygular da var. Mesela bir yanın çok mutluyken diğer yanının hep buruk olması gibi. Bir gece öncesinde kalmıştı kalbimin yarısı. Bana göre 2015'in iman kahramanıdır Halep'ten gelen davetlimiz. Ailesinden uzakta her türlü zorluğa rağmen müthiş bir esenliğe sahip olan o Babacan adamda kalmıştı bir tarafım.

Hepsi bu da değil. 

Gün ortasında bir haber daha aldım. Ankara'nın ortasında patlama olmuş. 30 ölü? Sonra 80. Derken 96. Sonrası ...

Pazar günü tekrar bütün günümüzü misafirimizle geçirdik. Bir yandan haberlerde kanlı görüntüleri izlerken, diğer yandan terörü en korkunç haliyle burnunun ucunda yaşamasına rağmen dimdik ayakta durabilen bir adamı dinledik... 
Kim onu böylesine esenlikte ve ayakta tutabiliyor? 

Hangi güç...

Anlatılamayan tek duygu mutluluk değil. Acı da en az kadar mutluluk kadar derin. Hele ki elinden hiçbir şey gelmiyorsa. Mecburen kabullenmişsen. Seni zorla inandırmışlarsa. 

İzzettin Çevik'in heryerde dolaşan o görüntüsü gözlerimizin önünden gitmiyor.
Hanımına sarıldığı, kan revan içinde olan.

Dün gece yüreğimizin üzerine fil oturmuş bir vaziyette evimize girdik.
Üstümüzü değiştirdik.
Koltuğa gömüldük.
Ben internete daldım. Çağdaş internete daldı.
Okuyoruz, bitmiyor. 
Görüntüleri seyrediyoruz, bitmiyor.
Aklımızın büyük bir bölümü hâlâ misafirimizde. 
Zarzor, normalde altı saatlik olan yolu onaltı saatte gelmişti. Işid yüzünden. 
Dönüş yolunu düşündük.
Ağzımızı bıçak açmıyor. 
Çünkü dokunsan ağlarız.
İzettin Çevik ve niceleri de gözlerimizin önünde...
Terör diyorum. Sebebi adice. Çözümü çalınıp derin sulara atılmış gibi. Barış yazılı pankartlarla örtülü cesetler. Geride kalmış acılı yürekler. Konuşmak istemiyorum. Tesellisi yok. Tesellisi Rab'den...

Birileri ölmüşken, başka bir yerde birileri mutluluğa ilk adımlarını atmıştı. 
Yine bebekler doğdu.
Yine 9 yaşındaki Veysel Atılğan öldü.

Bilmiyorum. 
Biter mi?


25 Eylül 2015 Cuma

Bırak

Kardeşler mi birbirini hisseder yoksa bu sadece yürekten birbirini seven iki kalple mi ilgilidir emin değilim ama, sıkıntı konuşmadan da anlaşılır bazen. Bu yüzdendir sanırım bazı dostukların kardeşlikten öte oluşu. Ya da bazı dostlukların kardeşlikle eşdeğer tutuluşu. Varsa öyle dostun, tut bırakma. Çünkü zordur öyle bir yüreği bulmak. Bulunca tutunmak... Sırtını yaslamak. "Konuşmasam da o beni anlar..." diyebilmek. Ben böyle dostluklar konusunda hassasımdır. Ama konu bu değil şu an...

Bir haftadır ağabeyimi arayayım, gideyim ya da çağırayım diye gitgeller yaşadım. Normalde yaşamam. Yani normalde bunu hiçkimseyle yaşamam. İçimden geliyorsa yaparım. Ama bazen, birşeyleri yapmak içimden gelse bile başka bir içses bana dur der. O sesi dinlemem gerektiğine inanırım. Bazen dinlemem. Dinlemediğim her tecrübem ağır sonuçlanır ve keşkeler başlar. Aldığım derslerden ilk öğrendiğim şey şu; sesleri ayırt et ve doğruyu yap. Sonuç olarak Kardo'ma ilişmedim. Çok istememe rağmen bir mesaj bile atmadım. Ancak bugün aynı içses "buraya kadar, şimdi ne yapmak istiyorsan yap..." deyince sıvadım kolları. Yanılmadım ve birşekilde hissettiklerim doğruydu. Konuşmasak da görüşmesek de hissetmiştim. 

Dedi ki" artık önceliklerimi gözden geçiriyorum. "

Bugün ben de sormak istiyorum; önceliklerini gözden geçiriyor musun? Yoksa sen de bizim gibi aynı hatayı yapmış olabilir misin? Gereksiz yere fazla enerji  (başka kelime bulamadım) tüketmiş ama karşılığını alamamış olabilir misin? Öncelik sıralamanda yanıldığın için gereğinden fazla yükü sırtlamış olabilir misin? 
Üstlenmememiz gereken her derdi üstlendiğimizde, gerçekten enerji sarfetmemiz gereken konulara karşı güçsüz kalıyoruz. Gücümüzü kuvvetimizi aslında harcamamamız gereken yerlere ve kişilere harcadığımızda, pil çoktan bitmiş oluyor. 
Ben Çağdaş'ın da yardımıyla yıllarca yapmış olduğum bu hatanın üstesinden yavaş yavaş geliyorum.
Peki sen? 

Hergün bunalım ve sıkıntılarının sebebi artık sıyırıp atmak zorunda oldukların olabilir mi? Ya da affetmeyi düşündün mü hiç...affetmenin hafifliğini? ve beklentilerini en aza indirmeyi...

Yalnızlık iyidir bazen. 
Düşünmeye ve muhasebe yapmaya bol vakti olur insanın.

Kendin için en doğru seçimi yapabilmek yine senin elinde.

Goncagül "His"

22 Eylül 2015 Salı

Maskeli Balo vol bilmem kaç

Gün geçmiyor ki ellerimiz buz kesmesin, içimizi bir fincan kahve ısıtmasın.
Birileri ölürken, diğer taraftan yeni doğmuş bebek haberleri alalım.
Açlık haberleri millet millet kol gezerken, öte yandan en lüks restoranlarda kocaman tabaklarda molekül kadar lezzet tüketelim.
Yalansa yalan de...

Hayatın kanunu bu.
Herşey olurken senin dünyan devam etmekte. Sanki etmiyormuş gibi yapanlar da var tabi. Bi şey diyemiyorum onlara.

Ben yine birsürü film izlemeye devam ediyorum. Son zamanlarda daha az kitap okur oldum ki bünyem bundan şikayetci. Şimdi vaktim yok diyeceğim "aaa kitap okumanın vakitle bi ilgisi yoktur kitap yaşamdır bi hayat felsefesidııığğğr" filan duyarım gaipten. Demiyorum o yüzden. Uzun zamandır izlemek istediğim bir iki dizi vardı. Bir tanesine başladım. Benlik bi şey. The Mentalist. Tavsiye ederim henüz izlememiş olanlara. İki-üç saat önce 2016 ajandamı da almaya gittim. Bilmiyorum ya teknolojiyi çok sevmeme rağmen yazmaktan, not almaktan vazgeçemiyorum ben. Yapılacakları telefona kaydedemiyorum zira ettiğimde unutuyorum. Olmuyor yani. Ortalık yerlerde küçük kağıt parçaları olmalı. Elimin altında ajanda olmalı. Yapacak bi şey olmasa bile içine bakmalı. Öyleyim, eskisiyim. Evlendikten sonra aldığım kilolara gelince; savaşıyorum ve sonuç alıyorum. Allahtan big problem değil. Bi kaç bi şey (yazar burada göz yuvarlar)
Bol bol şarkı dinliyorum. Geç kalamam benim öyle bi sorunum var. Mesela nasıl ki sevdiceğim günün her saati gazeteleri yoklarsa, ben de öyle çıkan-çıkamayan, zirvede olan-olamayanlardan haberdar olmak isterim.

Neyse...
Aslında bunlardan bahsetmek istemiyordum.

Tam olarak söylemek istediklerim şunlar;
Büyüdükce bazı şeyleri daha net gördüğünden midir yoksa hayat tecrübesi midir bilinmez ama, yalnızlık seni daha çok çekiyor içine. Arkadaşlıklar, dışarıdaki sahte partiler ve sahte olan nice şeyler seni gitgide uzaklaştırıyor birşeylerden. Kendi içine daha çok yaklaşıyorsun. Kendinden daha çok keyif alıyorsun. Çokların içinde sahteleşmektense tek oluyorum diyorsun.
Her ne kadar doğruluğunu tam onaylayamasam da...

Goncagül "Eylül"

5 Eylül 2015 Cumartesi

Aylan

Benimde söylemek istediklerim var...
Var ama susmayı tercih ettiklerim. Yazıp yazıp sildiklerim. Neyse deyip geçtiklerim... Ağız dolusu bağırmak istediklerim. Ama değmez diye üstünü örttüğüm.

Tabiatıma aykırı. Yapamıyorum. Bunu tarihe geçmezsem, yazmazsam, içimdekini dökmezsem ben hala ben olur muyum bilmiyorum. Birisinin karşısına geçip tıkır tıkır yazdığım gibi konuşmam nadirdir... Pek olmuyor dilediğim gibi. Bu yüzden yazı en iyisi. Ölümsüz olanı...

İnsanlardan birsürü 'mektup' aldın. Öyle yüzükoyun yatmasaydın nefessizce, hiçkimsenin aklında yoktun. Ben de, "Melek Aylan sana yazıyorum, insanlık sen anla" yapacağım.

Sen ilk değilsin. Ve ilk olmayacaksın. Biryerlerde senin gibi acımasızca can vermiş yetişkinlerden, çocuklardan hatta bebeklerden yığınla var. Ve hep oldu. Ve hep olacak. Neden biliyor musun? çünkü suçluyum. Biraz da ben sebep oluyorum senin öyle cansız bedeninden prim yapmalarına. Sanki gerçekten içleri parçalanmış gibi edebiyat yapmalarına. Sert girdim. Biraz gaddar gibi görünebilirim. Belki de haksızlık ediyorumdur birçoklarına? Bilmiyorum. Ben, herkesin içten içe bildiği ama söylemediği ya da söyleyemediği tarafını açığa çıkarıyorum.
Aynı göğün altında, başka yeryüzüne bombalar yağmaya devam edebilir. Salgın hastalıklar büyük kafalar tarafından herkese geçirilip, ardından 'anti-virus'ler üretilebilir. Hepsini Amerika, Avrupa ya da işte kısaca cıks görünenler tüketebilir. Dünya kötülerin dünyası olmaya devam edebilir. Kural bu. Sen istediğin kadar iyi ol. Doğduğun aile çaresizse yapabileceğin birşey yok. Bertaraf edilen, herdaim hor görülen, sokaklarda  bakıp yüz çevirilensin. Dilencilik yapan da sensin. Tepside ardakalan patatesleri yediğin için  dayak yiyen de sensin. Hatta kimi zaman fazla esmer olduğun için sevilmeyen de sensin? Lüks yerlerde, sözde entel arkadaşlarının yanında duyarlılığını konuşturan taş kalplilerin, egolarının okşanmasına sebep olan da sensin... Senin hiçbir suçun yok çocuk.

Suç, sorgusuz sualsiz kibirini ve içindeki kötülüğü durmaksızın konuşturan insanlarda. İyi tarafını beslemek yerine hep kötü tarafını cilalayanlarda. Suç, yine sorgulamaktan uzak olan bazı insanların, yere göğe sığdıramadıkları bazı insanlara oy vermelerinde. Bu olayların gerçekleşmesinde payları yok mu sence? Onlar attıkları oylarla başa geçirdikleri insanlar yüzünden biryerlerde savaşlar devam etmiyor mu sence? Ya da senin yoksul olmanla ilgili bir çıkarları yok mu? Mesela, sen kendi vatanında neden rahat bulamadın? Neden kaçmaya çalıştın... Neden kaçarken hayallerin su oldu...

Üzgünüm yavrum. 

Sen öldükten sonra doğan farkındalık için üzgünüm. Ardından giysiler toplandı. Toplansın. Aş toplandı. Toplansın. Şişelerce su, minibus dolusu erzak. Ama bu da bir süre devam edecektir emin ol. Yine biryerlerde hâlâ iyi olmaya devam eden insanlar olacak. Bir avuç dolusu belki. Ama olacak. Onlara hiç vazgeçmeyenler adını verdim. Hiç vazgeçmeyecekler. Usanmadan, ulaşabildiklerince devam edecekler. Ama bu dünyanın düzenini değiştiremeyecekler...

Bu dünya düzeni değişmeyecek.
Zalimin sözünün geçtiği, fakirin kıyıya vurduğu bir yer burası.

Gittiğin yerde, Göksel Baba'nın yanında huzur bul.
Başka yerde yok.


"HERKES KORKAK."