- Yaşamayan anlayamaz. Anladığını söyler, ama anlayamaz...
Böyle dedi canı yana yana Selin. Bedeni şeffaflaşmış, kalbinin yangınını görüyordum sanki. Doğru söylüyordu. Herkes anladığını söyler oysa kimse gerçekten ne yaşandığını, ne hissedildiğini bilemez.
-Bu tıpkı birini kaybetmeye benzer. Hayatında henüz hiçkimseyi kaybetmemis bir insanın tesellisine benzer...
Böyle dedi gözlerimin içine derince bakarak. Elinde yuvarladığı bira bardağının içine dalıyordu arada sırada. Hayat bu noktada çok acı geliyor bana. Çok sevdiğin bir insanın üzülmesine engel olamamak, geçeceğini ve herşeyin tekrar yoluna gireceğini söyleyememek, ve hatta 'anladığını' söyleyememek koyuyor çok fena. O an her kötü durumun üstesinden gelebilecekmiş gibi duran birisinin olduğunu görsende karşında, bilirsin gerçek çok daha farklıdır. Ürkek bir serçe vardır içinde. Sevilmeyi bekler, okşanmayı bekler, teselli bekler umutsuzca. Belki de defalarca "neden ben?" diye sorar durursun. Ne kadar hüzünlü bir akşam olduğunu düşünürsün. Ve böyle zamanlarda sadece dostun sıcak elini sırtında hissettiğin için şükredersin. Karşılıklı susmak kadar güzeli yoktur. Susmak samimidir çünkü. Sessizlik bütün sahtekarlığı silip götürür o an için hayatından. Bakışlar konuşur ve en güzel onlar anlaşır aslında. Gerisi ilerisi önemli değildir. Sen yeter ki beni anladığını söyleme. Ortak olmaya çalışma. Acımı dindirmek için çabalama. Anlatma. Sadece sus. Sadece yanımda kal, der gözleri. Dost'a bir söz söylemeye dilin varmaz zaten. Susup beklersin sadece. Seninde onun kalbinin ateşini gördğünü bilsin istersin. Dost bunu bilir. Dost en acı anında bile dostunun niyetini bilir. Ve bilmek, iyidir.
- Kabuk bağlamış yaranı gösterip hadi sök! demeye benzer senin şu yaptığın...
Dedi Selin.
Birkere de o söksün Selin.
Goncagül "Berduş"