Adımlarıma Işık

17 Mayıs 2014 Cumartesi

SOMA

Hangisinden başlayalım dostlar?
Hangisine daha çok yanalım...
Küçük bir çocuğun çizdiği resmin anlamına mı? Hayalgücünün pürüssüzlüğüne mi...
282 kahramana mı yanalım ilk önce...
Kömür karası yüzlerin ardındaki saf yüreğin gözyaşlarına mı?
Çizmeleri sedyeyi kirletmesin isteyen adam gibi adama mı?

Tüm bunlar hiç yaşanmamış gibi, kalpler acı çekmiyormuş gibi, yuvalara ateş düşmemiş gibi davranıp tek bir damla gözyaşı bile dökmeyen başbakana mı yanalım... Ülkenin böyle cansız ve ruhsuz yöneten birinin ellerinde oluşuna mı... CHP'nin 'maden ocakları denetlensin' önergesini geri çeviren zihniyetlere mi...

Bugün hâlâ, hiç utanmadan çıkıp iki lafı bir araya getiremeyen sahtekarları dinlemek zorunda kalıyoruz. Yine aptal yerine konuyoruz ve birileri kalkmış "siyaseti bir kenara bırakın artık..." diyebiliyor. Geri de kalanlara da gidenlere de dua etmesine ette, soruyor musun kendine neden diye?
Bugün benim acılı vatandaşımın isyanına bile tahammül edemeyen diktatör yandaşları, fütursuzca yerde tekmeleyebiliyor. Ve birileri buna seyirci kalabiliyor.
Demokrasiden dem vuran, Rabia için gözyası dökebilen ama  neredeyse üçyüze ulasan ölü canların ardından "Kader" çekebilen bir adamın bu güzelim memleketi yönetmesine siz izin verdiniz!
Canım öylesine yandi kı... geri de kalan eşlrin, o minicik yavuların yüzleri gözlerimin önünden gitmiyor.

Hep diyorum ya ateş düstüğü yeri yakıyor...
Ama artık yeter.

Kafasını koltuk altına alıp döven ve ahlaksızca söven bir adamın bu ülkeyi yönetmesine dayanamıyoruz biz!
Din deyip memlekette bintürlü değişiklik yapmasını bilen ama daha  doğru düzgün, insanca yaşamasını bilmeyen sevgiden birhaber bu başbakana ve sözcülerine dayanamıyoruz...

Bizde mi şimdi sorun?
Ille de aykırı olan biz miyiz?
Yoksa kendi öz halkına ihanet eden de mi...

bir otur ve düşün artık.
Kendi ellerinle şekillendirdiğin bu yeryüzü cehennemini...
geride biraktığın öfke dolu kalpleri...

Hiç olmazsa o yanan yüreklere kürekle gitme!
Sus bari...

"KömürKarası"

2 Mayıs 2014 Cuma

Duygu Egzersizi

Duygu kontrolü ne zordur değil mi?
Kas yapıyor gibi, vücut çalışıyor gibi çalıştırmalı duygularını.
Çeki düzen vermeli. Hiçkimse için değiştirmemeli, kendini salmamalı.
Ne zordur yürekten binbir olumsuzluk geçerken duyguların dışa vurmaması. Veya duygunun yönünü değiştirmesi.
Belki de olay, hissettiğin her ne olursa olsun aklınla bir olmaması gerektiğidir.
Yahut belki de akıl duygularının dizginlerini ele geçirip bedeninin zarar görmesini engellemelidir.
Belki de tüm bu beden sana ait olduğu gibi, her bir uzuvu bir diğerini kontrol ederek seni koruyordur. Öyle yaratılmışızdır.
Yani demek istediğim, etrafında ne olursa olsun, his dediğin gayet doğaldır. Hissedersin. Hisset zaten. Ama acı mı çekiyorsun?
Bedenin zarar mı görüyor? Dizginle... Dedim ya. Kas yapar gibi... Buna mecbursun. 

Bir 'ikiyüzlü' iş 'arkadası' vakasıyım sevgili okurcanlar. Ondandır bu devrik ve anlaması zor önerilerim.
Ha kimedir bu önerim, doğrudan banadır.
Velhasıl, öğrenmeye çalışıyorum duygularımın tahrişine sebep olan saldırılarla baş etmeyi. 
Öyle anlaşılması zor bir olaydır ki, yüzüne gülenin arkandan iş çevirişi. Yüreğinde kötülük besleyişi.
Yargı mıdır bu? E değil zira apaçık ortada. 
Huzurlu ve dürüst bir çalışma ortamı için sen elinden geleni yap ama karşılığı defalarca nankörlük olsun.
Ne kötü...
Ama davaları yukarı bırakmak lazım.

Sonuç şu; duygularıma kas yapmalıyım.

Sen de yap.

İyi olacak bence.

İçimi de döktüm gidiyorum...

Goncagül "içkabarması"

Çünkü kendisini hoşnut edeni hem istemeniz hem de yapmanız için sizde etkin olan Tanrı’dır. ~Filipililer 2:13

1 Nisan 2014 Salı

Mesele aslında ne?

Birçoklarının bunu anlamadıgı çok bariz ortada...
Kimileri millet ayırımı yaparken kimileri de kendi milleti içinde birileri tarafından bölündü deniyordu.
Halbuki durum daha vahim.
Ülkeyi yönetenin fikri o kadar cazip gelmiş olacak ki, zaten binlercesi peşinden gitti. İnandı. Onayladı.
Bu noktada bir hata yapıyoruz; diyoruz ya sürü zihniyeti diye? onlar koyun filan değil. Ya da buna benzer hangi düşünce varsa aklında, bu doğru değil.  Bazen diyorum ki keşke hepsi cehaletten olsaydı ya da 'düşünemeyecek' kadar köreltilmiş olsaydı zihinleri. Hepsi öyle demiyorum. Mesela anadoluda ki vatandaşım ne bilsin? ne anlasın? ama koyunluğundan mıdır bu? değildir. Sen öğretmezsen o sadece avucunun içine konulanı görür. Psikolojide bu başlıbaşına çok önemli bir konudur. Yani hepsini aynı kefeye koyup 'koyun' deyip geçiyorsun ya,  bu kadar basit değil.  Durum gerçekten içler acısı. Zira millet, ülkenin birzamanlar nasıl ve kim tarafından ne şekilde yönetilip bu noktaya gelebildiğini unutmuş olacak ki, gerisin geriye şeriyate doğru gittiğini gönülden istiyor ve bunu biliyor. Hepsi farkında. Hepsi 'tamam' çekiyor. Düşünsene geçmiste anadolu insanı 'biz savaştık' diye övünen insanlardı ki hâlâ öyle, lâkin sen savaşırken liderin kimdi hatırlamıyorsun ki kardeşim? ya da ne için savaştın biliyor musun? boşa mı gitti bunca eylem? Sonra sen kalkmışsın köylüme o koyun demişsin, cahil demişsin, birsürü laf anlatmaya çalışmışsın, işlemez. Ne yazık ki bu böyle. Bir insanın fikrini gerçeği gösterip hainliği ispatladıktan sonra bile değiştiremiyorsan, geçmiş olsun. Ne yapsan boş. Ben herzaman diyorum; zamanında kısıtlandığını hisseden kim varsa şimdi 'özgür' olduğunu hissettiğinden, kendisine bile yapılanı görmezden gelip eyvallah diyor. Çalsın-çırpsın, kime ne? Geçenlerde bir yazı gördüm tam olarak memleketin özetidir. Yazı şöyle : " Günde üç posta dayak yiyen ama yine de kocamdır diyen kadın gibisin Türkiyem". Vaziyet ancak bu kadar iyi ifade edilebilirdi herhalde.
Canım cok sıkılıyor, bunalıyorum haksızlıkları gördükce ama, aynı yolda olan milyonlarca Türk vatandaşını gördükce daha da fena oluyorum. En kötüsü bu bence...
Bu güne kadar yazdım-çizdim de hiçbirini paylaşmaya değer görmedim. Çünkü ateş herzaman düştüğü yeri yakıyor. Bir gün ağlıyorsun iki gün ağlıyorsun fakat bir ananın yüreğinin acısı senin felsefi isyanların kadar kolay dinmiyor. Bu yüzden herşey çok saçma geliyor... 
Berkin mesela, ve diğerleri...geri dönmeyecekler.
Hep aynı.

Goncagül "Girdap"

20 Şubat 2014 Perşembe

Ve insan oldu...

İnsandan öte canavar mı var yeryüzünde?
Yıllarca uzaylılardan korktular...
Bilinmeyen ve görünmeyen ne varsa ilgilenip sıradan hayatlara aksiyon kattılar.
Sözümona belgelerle konuştular...milleti uyuşturdular.
Vakitlerini çaldılar...dikkatleri başka yöne çekerek aslında daha da çok canavarlaştılar. Canavarlaştırdılar.
İnsandan öte korku mu var?
Kimdir, nedir dünyanın en acımasız fikrine sahip olan yaratık?
Hiç düşünmeden, ya da pardon, en kötüsü oturup enine boyuna planlayıp can yakan, kimdir?


Hep kitaplarda, filmlerde hatta şarkılarla anlam yüklenmeye çalışılan tek varlık. Niye?
"Adam olan..." ile başlayan cümleleri kopyala-yapıştır yapanlar.

Düşünüyorum da; insandan iyi canavar yok dünyada.
Hepsi hikâye.
En büyük zulum, en acı sözler, en tilki planlar insandan çıkmıyor mu yeryüzünde?
Kendi halkina bile, 'zorbalık' gibi basit kalan bir kelimeyle tarif edemeyeceğim kadar gaddarca; kesen, yüzen, lanetleyen, tecavüz eden ve daha nice pisliği yapabilen yine insan değil mi?
Tüm bunların yanısıra,savunmasız ve yine 'insana' muhtaç olan hayvanlara sadistliğin daniskasını  aynı 'insan' canavarı yapmıyor mu?
Ve maalesef birileri hâlâ uyuyor.


Canavar senin içinde olur.
Öldürmeyip beslersen,
büyütürsen,
o'na izin verirsen,
iyiliği yavaşca yok edersen...
Canavar biziz.
Biz oluruz.

Goncagül "Ağıryürek"

19 Ocak 2014 Pazar

7. Yılda Sen

Bugün tam yedi yıl oldu. Hak hukuk yok olalı. Adalet yerini bulmayalı. Ümitlerin yavaş yavaş tükendiği koskoca yedi yıl. Düşündüm de, bu kötülüğü yapanlar hariç başka bir kötülük yapanlar var. Seni anladığını zannedenler. Buna inananlar...ve bu inandıklarını savunanlar. Sanki sen öyle demişsin gibi.
Sanki barış ve özgürlük değilmiş istediğin...
Dişe diş kana kan demişsin gibi...
Seni savunduklarını sanan, ama henüz amacını dahi bilmeyen insanlar olduğunu gördüm. Yedi yıldır. Anlamıyorlar...

Ben çoktan vazgeçtim bu ülkedeki adaletten ama, hiç olmazsa düşünceni sahiplenen kişiler biraz daha tanımış olsaydı seni. Meselenin Türklük-Ermenilik olmadığını, senin ülkeni çok sevdiğin için yurdundan 'kaçmadığın'. Herşeyi göze aldığını çünkü gidersen, vatanını haketmeyenler yüzünden yüzüstü bırakmış olacağını... 
Biraz anlasalardı keşke...
Ermeni olduğun için övünen o düşmanlık güden ermeniler...
Belki biraz olsun içim rahat olurdu... hepimiz biliyoruz işte derdim o zaman. 

Hepimiz Hrant değiliz ne yazık ki...
Olamayız.
Olmak için anlattıklarını anlamamız lazım. Bu durumda sen gitsende seni Yaradanın yanına, fikrini yaşatabilenler olabilirdik.

Sanırım azınlığız.

Belli olmaz Hrant dayday...
Belki adalet bizden yana olur.

Goncagül "Yedi"

16 Ocak 2014 Perşembe

İyi ki...

Sevgili Goncagül,

Hani büyümekten korktuğun, büyüdükce yitireceğine inandığın birşeyler vardı ya? Onlardan bahsedeceğim biraz. Hazır seni bulmuşken. Yalnız yakalamışken. Sen uzun zamandır dinlemediğin bir müziği açmışken...

Bir kaç gün önce düşündüklerini anlatacağım sana. Sesli söylemeye çekindiğin, daha doğrusu, uzun zamandır kendi kendine konuşmadığın için. O kadar da korkunç değilmiş değil mi? Ya da insan, öngöremiyormuş birçok şeyi değil mi? bildiğini zannediyormuş ama aslında hiçbirşey bilmiyormuş. Ve aklından geçen her olasılığı gerçekmişcesine yaşıyormuş. Başı dik, kararlı... Halbuki her kararlılık bir olasılık ve her olasılık o anın şartları ile bağlantılıymış. Gördün. Şahitsin ve artık biliyorsun. Şimdi buna göre mi adımlar atıyorsun? Galiba değişiyorsun... ve bunun o kadar da kötü olmadığını görüyor, biliyor ve yaşıyorsun.
Bu önemliymiş, haklısın. Kendi içinden çıktığından beri daha net görür oldun. Çok yakından duyduğunu zannetiğin seslere ne kadar uzak olduğunu farkettin. Yani sen, kendi içinden biraz olsun çıkınca, aslında kendine hiç bu kadar yakın olmadığını keşfettin. Kendine kocaman bir yabanclılık çektiğini ve, zaman zaman, ruhunu sanrılarınla beraber hapsettiğini. 


Özgür mü hissediyorsun?
Özgürlüğün elinden alınır diye korkup avuçlarının içinde sımsıkı tuttuğun gözyaşlarının seni tutsak ettiğini farkedip, birer birer süzülmelerine izin verdiğinden beri ne değişti?

Galiba şimdi özgürsün,
yani sandığın birçok şey gibi bu da olasılıklarından biriydi. Gerçek olmayan ve asla gerçekleşmeyecek olan. İyi ki yani...

Kaybedeceksin sandın. Ama daha çok sahibi oldun. Daha da geliştirdin. 
Küçük Goncagüller her yıl büyürler. 
Renkleri değişir.
Kokuları da belki...
Ama tek bir yaprağı eskimez.

Hayat hep, gri bir gökyüzünün ufacık mavilikte göz kırptığı bir yer...

Evet...

İyi ki...

Goncagül "11ocak"
Goncagül "24mum"

7 Ocak 2014 Salı

2013'e teşekkür

Bir ocağın üzerinden tam bir hafta geçmiş...
Ben henüz yeni yıl yazısı yazmamışım.

Daha dün yeni yıl telaşı vardı herkeste.
Her sene olduğu gibi bu sene de bir sürü insan suçu 2013'e attı : )
Kırgınlıklarını, kızgınlıklarını, başarısızlıklarını, korkularını, vs... hepsi 2013 yüzündendi.
Muhtemelen, 2014'ün sonu da bu olacak.
İnsan kendi kendinin farkına varmadığı sürece bu hiç değişmeyecek.
Yüzleşmedikce düzelmeyecek.
Herşeyin  kendinin elinde olduğunu, olumlu-olumsuz tüm seçimlerin sana ait olduğunu anlayana kadar...

Ben 2013'ü de sevdim.

Kocaman bir adımı 2013'te attım.
Dünyanın en super adamıyla evlendim.
Hayatta yaşayabileceğim en büyük kırgınlığı da bu yıl yaşadım.
Tahmin edemeyeceğim kadar çok şaşırtıldım.
Teslim olunca üstesinden de geldim...
Biraz daha dönüştüm.
Ama öğrendim ki bu öğrenmelerin sonu yok...

Olmaz olmaz deme, oluyor.
Kendini küçük dünyanda sanma. Herşey gelebiliyor insanın başına.
Sınır çizmek kötü değilmiş. Sınırlarını belirle.

Ben yine, yeni yıl isteklerimi sıralamama kararı aldım.
Mesela mavi kemanımı da hâlâ alamadım.
Ama mavi bir gitarla, gitar çalmasını öğreniyorum...
Hayat tarif etmediğin gibi yaklaşmayabilir; ama daha iyisi de olabilir : )

2013'te en çok yaptığım ve en iyi yaptığım sey şükretmek oldu.
Bu yıl buna devam...
Herşey için.

Hergün sağlık diliyorum. Zira sağlık elden gidince geriye hiçbir şey kalmıyor.

Herkese sağlıklı ve musssmutlu bir yıl diliyorum! : )

Goncagül " 2013 "