23 Ekim 2012 Salı

Kabul Görme

Acaba diyorum kendileri de yoruluyorlar mıdır? 

Hani şu koşup koşup birtürlü bir yere varamayanlar. Hani bir hedef belirleyip ulaşınca yetinemeyenler. Kendi içlerindeki deryanın derinliklerinde boğulurlarken suyu oraya buraya püskürten, ama tatmin olmayanlar. Hani hiç aynaya bakmayanlar, yoruluyorlar mıdır?

Yaklaşık iki üç aydır düşünüyorum düşünüyorum yine ne kadar çok üzerinde duruyorum. Ne kadar çok başkalarının 'nedenlerini' araştırıyorum. Halbuki zaten baştan beri bildiklerini neden sorgular ki insan? Zaten özümsediklerini, alıştıklarını, emin olduklarını ve hatta canlı kanlı görüpte şahit oldukları neden şaşırtır ki? Belki de bunun adı şaşırmaktan ziyade tastiktir. Üstüne basa basa anlamak, altını çizmektir. Etrafta olup bitenlere inat, söylenen şuursuz laflara inat keskin bir meydan okumaktır gidişata. Uymamaktır onlara. Bir kaç kendini bilmezden oluşan o trene binmemektir. 

Kabul koyduk adını. Kabul ettirme çabası. Kendini kanıtlama isteği, doymak bilmeyen ispat çabaları. Birçok kişi gidiyor diye gidilen cafeler. Heryerde etiketlenip, heryerde fotoğraf çekinip, sürekli 'ben de varım' çığlıkları. Peki nereye kadar diye sorduk birbirimize Çağdaşla...İnsanoğlu ne zaman doyuyor? Amacına ulaştığında geriye ne kalıyor? Peki ya ulaşıyor mu? Cidden yalan dünyalarının içinde o kadar güzel parlıyorlar ki... Bir an için insanın inanası geliyor. İnanmak istiyor. Sonra çok geçmeden farkediyorsun aslında uçurumun kenarında durduklarını. Hiçbirşeyin kıymetini bilmediklerini, bilemediklerini. Belki de bu yüzdendir ki saklanıyorlar son model telefonlarının arkasına. Sanırım bu nedenle 'onlardan' olabilmek için bölünüyorlar üçe beşe.
Kabul dedik, öyle başlık attık. Fakat en önce kime ve niçin kabul ettirmek istediklerini bilemedik...

Oysa hepimizin zayıflıkları var. Hepimiz yanlışlar yapıp düzenin kurbanı olduk. Bazen hiçkimseye ihtiyaç duymadan, sadece kendi benliğimizin karanlığında kaybolduk. Ama diyorum; kusmalı içindeki bilinmez karanlığı o farkındalığa eriştiğinde. İtiraf edebilmeli. Rahatlamalı. Onlardan değil de sade ve sadece kendi sahip olduğun ruha sımsıkı sarılabilmenin tadına varmalı doya doya. Özgürce!

Emin olduğumuz şu ki o kalpler hiç bir zaman tatmin olamayacaklar. Tamahkarlıkları devam ettiği sürece iğnenin ucu hep kendilerine batacak. Çünkü özdür önemli olan. 'Onlardan' olmaya çalışırken sonu olmayan saçmalıklarla bezenirken, kendilerinden verdikleri ödünlerden sonra koca bir hiç olarak kalacaklar. Ve bu boşluk, yine yeniden hiç dolmayacak. Doldurana kadar ugraşacaklar...Doldurabilene kadar. Yani, hiçe doğru yolculuktalar. İflah olmayacaklar.

"Bulduğum tek şey: Tanrı insanları doğru yarattı, Oysa onlar hâlâ karmaşık çözümler arıyorlar." ~Vaiz 7:29

Goncagül "Gözlem"


2 yorum:

  1. çok güzel bir yazı olmuş beni düşündürdün :S

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim Samira : )

    YanıtlaSil

Aman diyim birdaha düşün!