Adımlarıma Işık

25 Eylül 2014 Perşembe

İnsanlar aç


Biraz önce yine günün sonuna gelmiş, pijamalarımı giyinmiş koltuğuma bir güzel gömülmüş sosyal medyada gezinirken "insanlar aç..." diye iç geçirdim. Ve bir okadar muhtaç...
Gördüğüm her fotoğrafta ve okuduğum her yazıda bunu rahatlıkla görebiliyorum.
Mecburen değişiyorsun. Stilin değişiyor, saçın-başın değişiyor.' O şey 'ilgi alanın olmadığı halde ilgi alanın oluveriyor. 
Hep birisi için kendinden başka herkes oluyorsun. Peki ya niçin?
İnsanlık sevgiye aç. İlgiye aç. Birazcık şefkat ve iltifat için benliğinden başka heryerdesin... Oysa bir uyanıyorsun pir uyanıyorsun. Bundan sonra da kendine olan kızgınlığını hep hayattan çıkarıyorsun.
İnsanlar öylesine muhtaç ki sevilmeye...sevdikleri kadar sevilmeye...ya da sevdiklerini sandıkları kadar sevilmeye... her bir darbede güçlendiklerini zannetseler de yeniden başkalaşıp katılaşıyorlar.
Biraz sevgi için bin takla ispat çabaları.
Ama ben tüm bunların kişinin kendi benliğindeki yolculuğundan ödün verdiğini ve geriye sadece kızgınlıkların biriktiğini düşünüyorum.
Sen, kendin olamadıkça çabalayacaksın ve çabaladıkça istediğin olmayacak gibi.
Bu savaş kendini yalnızlaştırmandan başka ne işe yarar? Sen istediğin gibi olamayacaksan, seni 'öyle' ya da ' böyle' sevmeleri neyi değiştirir?
Mutluluk mu?
 Bence mutluluk birilerinin seni taktir etmesi için istemediğin şekillerde onay beklemekten çok, tek başına dilediğince nefes alıp verebilmektir.

Yani bunun sonu yok. Aynada gördüğünü tanımıyorsan ve insanlar içinde hâla yalnız hissediyorsan bir yerde hata yapıyorsun.

Kendin ol...bırak seni sevecek olan öyle sevsin!

Goncagül "Sevgi"

6 Ağustos 2014 Çarşamba

"Daha çirkini Ermeni dediler"

Sabah ne güzel uyanmışım...aklım yerinde, sağlıklıyım. Böyle şükür edilesi binlerce sebep varken gazetede okuduğum bir haber yine allak bullak etmeye yetti. "Yuh artık!" dedirten, hatta artık cümlelerin kifayetsiz kaldığı o bahtsız noktadayım. Çok şeyler söylemek istemekle beraber sadece "of puf" gibi sesler çıkarabildiğim için kendimle savaşıyorum adeta. Daha dün, maalesef sosyal medya listelerimde olan bir arkadaşın Akp'ye olan sevgisini okurken, bunu sadece Gazze'ye merhamet olarak algılayıp insanlığı sınırlandırdığını öğrenip kendi kendime sinir oluyordum ki, bugün sinir tellerime bir yenisi daha eklendi. Hayır en çok vatandaşa öfkeliyim ben. Nerede kaldı insanlik, sevgi ve kardeşlik duygularınız? A pardon... Bu sadece müslümandan müslümana geçen bir akım değil mi? Anlayış tam olarak bu yönde. Neyse, yine yazıp yazıp siliyorum sadede geleyim. 
Erdoğan ile ilgili söyleyebileceğim tek iyi şey var o da şu; adam o kadar içi dışı bir ki, ne kadar'çirkinlik' varsa zihninde hepsini saklayamadan söyleyiveriyor. Ne güzel değil mi? Oy isterken hepimiz kardeşiz onun dışında çirkiniz sevgili soydaşlarım... Ve ne yazıktır ki hâlâ oylar bu, kibir dolu, ayırımcılıkla insanları birbirine düşürmeye çalışan adama gidiyor... Zarzor kurulan bağları koparıyor... Yazık...
Ermeniliği aşağılıklık olarak gören bir adamin kendine de saygısı yoktur. İnsanlığı, bir milleti böylesine çirkinlik sayan her insan, kendini Yaratıcıdan üstün sayar.

Goncagül "çirkin"

27 Temmuz 2014 Pazar

Alicengiz

Yüzüne güleni arkandan söveni çoktan geçtik. Şimdi bir de sosyal medyada dobra takılan ama binbir alicengiz oyunlarıyla kendini allayıp pullayan insanlarla içiçeyiz. Bırak gerçek hayatta savaştığımız -birtürlü çözemediğimiz -'rengarenk' kişilikleri, üzerine afiyet internet ortamında da o ne dedi bu ne yaptı merakının yavaş yavaş felçleştirdiği günlerdeyiz. Fazlaca selfiecilerin bilimsel olarak bencillikleri, çok eleştirenlerin üst seviye egosu, tükenmişlik yaşayanların bitmek tükenmek bilmeyen özlü sözleri ve daha nicesi...
Sabah uyan, gir bak en basitinden iki dakika facebook'a ve ne demek istediğimi anlarsın zaten. Eskiden canlı kanlı koşturduğumuz monotonluk maratonumuza bir de siberalemi ekliyor, adeta oturduğumuz yerde hiç durmuyor gereksiz duygularımıza kas yapıyoruz. Öyle fena bir hal almış  durumda ki, mazallah akrabalar birbirine düşüyor, herkes kendi arkasından konuşulduğunu düşünüyor, biri bile geri kalmamak için kendi etrafında dört dönüyor.

E bi dur... soluklan, nefes al! sahi nefes alıp verdiğinin farkında mısın? Dışarıda hayat var. Beş dakikalığına kaldır başını kendine dünya bellediğin ekranından. Ben yeni jenerasyonumuz için acayip tedirgin oluyorum. Zira öncelikle gençlerimiz ve hatta annelerimiz, elleri öpülesi babaannelerimiz bile bu çarkın gidişatına kendini salıvermiş yuvarlanıp gidiyor. Yeni doğan bebecik ne yapmasın...
Velhasıl herkesin şair, demokrat, psikolog, filozof ve dahi olduğu bir çağda, insanın elini ayağını çekip sadece oturup izleyesi geliyor. 
Düşünmeden edemeyen bendeniz gelecek kuşaklar için senaryolar yazıyor, Açlık Oyunları'na bir yenisini ekliyorum. Aklımdan geçen fikirleri yazsam bir yanımda Dostoyevski diğer yanımda Spielberg ağlar, gişe rekorlarına koşarım. Lakin yine diyorum, bu benim değil kesinlikle siz yukarıda bahsettiğim sevgili sibercanların başarısıdır. Ben oturup izliyorum sonra aklıma bunlar geliyor. İşin özü korkuyorum okurcan. Hani şu kıymet dediğimiz kelimenin tedavülden sonsuza dek kalkmasından. Efendim değer vermenin ne olduğunu hiç duymamış bilmeyecek olan yeni insanların doğmasından. Sonra gerçek karakterlerin özenle 'Comic Sans Serif' ile gizlenmesinden. Bilmem ki, anlatabiliyor muyum? Ha anlatsam ne olur...

Demem o ki, bu bildiğin ızdırap. 
Maskeli balolara yenileri ekleniyor ve herkes özünü unutuyor. Gün gelecek var olan bedenlerde hiç olmayan fikirler türeyecek...

Goncagül "İsyean"

15 Haziran 2014 Pazar

Birinci Yıl Mektubum...

Kendimi bildim bileli, biçok konu ile ilgili hayal kurdum.  Evlendim, koca kız oldum hâlâ vazgeçmedim. Geçmekte istemiyorum... Hayal dediğin yeni soluklar ekliyor insana. Doluyorsun. Doldukça istek aşılanıyor hücrelerine. İstedikce de bir adım daha yakınlaşıyorsun hayaline... Umut kalbini pompalıyor.
Sen de bunun gibisin. Ama daha güzelisin. Sen hayalimin ötesinde bir Sevgilisin...
"Hiç değişmem, değişemem" dememeli. Ne de güzel dönüşüyorum Seninle. Nasıl güzel dolduruyorsun günlerimi. Nasıl içten bakıyorsun hergün ve nasıl, sabırla işliyorsun yüreğime...
Bugün tam bir yıl oldu... Dolu dolu, tatlı tatlı, her anı kıymetle geçen birinci yılımız. 2006 bana Seninle uğurlu gelmişti...
Bu yazı Sana teşekkür için...
İyi ki Seninle öğrenmeye devam ediyorum... İyi ki seninle tadıyorum aşkı...
Sevgilim...
Ummadıklarım gidebiliyorken bu hayatta, Sen bana tek beden olmanın güzelliğini gösterdin. Dostluğun beni her düşüşümde ayağa kaldırıyor!  Yaralarımı sardın...ve görmek istemediklerimi göstermeye devam ettin.

Adamımsın...

Nice eğlenceli, bol kahkahalı, bol keşifli ve derin aşklı yıllarımıza!

Üc kat iplik olarak...

Seni çok seviyorum

Goncagül "15.06"

4 Haziran 2014 Çarşamba

Sen istersen olur

Sen istersen olur. Gözünde büyüttüğün kadar olmadığını anladığında mesela... Yapamayacağın ne var? Yeter ki bahanelerine son ver ve bir yerden başla. Belki ağır belki hızlı...hepsi sana bağlı. 
Aklını koruduğun sürece kontrol elinde. Yüreğini koruduğun sürece sevgi içinde. Sevgin olduğu sürece varsın...
Hayatın renklerini sen belirlersin. İster kara kalem çalış ister rengarenk. Kendi resminin sonucunu yaşarsın. 

Aşık ol. Ama kendine değil.

Hayat daha güzel...

Goncagül "HuzurAşk"

31 Mayıs 2014 Cumartesi

Uçan Zaman

Günler birbirini kovalarken insan durup nefes almayı unutuyor. Anın tadını çıkarmayı, sevdiklerinin varlığının değerini ve küçük bir soluğun önemini... Hayat bu peşinden koştuğumuz yeni teknoloji çağında tüm maneviyatımızı alıp götürüyor sanki. İnsanlığımız, yıllar sonra ihtiyaç anında ortaya çıkan kalın ansiklopedilere sıkıştırılıp tarihe geçiriliyor gibi. Gün gelecek "bir gülüş ile mutlu olmak neydi" diye açılacak korkarım kitaplar... Parmağa çarpan bir böceğin şaşkınlığı ile irkilmek nedir, uzun uzun gökyüzünü izlemek nedir gibi sorular ve kavramlar unutulacak... 
Fotoğraflar bile bencilken, aile sıcaklığına dair ne varsa naftaline sarılıp raflara kaldırılacak. Korkarım tüm mutlulukların yerini koca koca kibirler alacak. Onlar bizi yiyip bitirirken yaşamak için dönüşen insanların varlığında sevgiler daha da soğuyacak...

Nereye gidiyoruz?

Goncagül "naftalin"

17 Mayıs 2014 Cumartesi

SOMA

Hangisinden başlayalım dostlar?
Hangisine daha çok yanalım...
Küçük bir çocuğun çizdiği resmin anlamına mı? Hayalgücünün pürüssüzlüğüne mi...
282 kahramana mı yanalım ilk önce...
Kömür karası yüzlerin ardındaki saf yüreğin gözyaşlarına mı?
Çizmeleri sedyeyi kirletmesin isteyen adam gibi adama mı?

Tüm bunlar hiç yaşanmamış gibi, kalpler acı çekmiyormuş gibi, yuvalara ateş düşmemiş gibi davranıp tek bir damla gözyaşı bile dökmeyen başbakana mı yanalım... Ülkenin böyle cansız ve ruhsuz yöneten birinin ellerinde oluşuna mı... CHP'nin 'maden ocakları denetlensin' önergesini geri çeviren zihniyetlere mi...

Bugün hâlâ, hiç utanmadan çıkıp iki lafı bir araya getiremeyen sahtekarları dinlemek zorunda kalıyoruz. Yine aptal yerine konuyoruz ve birileri kalkmış "siyaseti bir kenara bırakın artık..." diyebiliyor. Geri de kalanlara da gidenlere de dua etmesine ette, soruyor musun kendine neden diye?
Bugün benim acılı vatandaşımın isyanına bile tahammül edemeyen diktatör yandaşları, fütursuzca yerde tekmeleyebiliyor. Ve birileri buna seyirci kalabiliyor.
Demokrasiden dem vuran, Rabia için gözyası dökebilen ama  neredeyse üçyüze ulasan ölü canların ardından "Kader" çekebilen bir adamın bu güzelim memleketi yönetmesine siz izin verdiniz!
Canım öylesine yandi kı... geri de kalan eşlrin, o minicik yavuların yüzleri gözlerimin önünden gitmiyor.

Hep diyorum ya ateş düstüğü yeri yakıyor...
Ama artık yeter.

Kafasını koltuk altına alıp döven ve ahlaksızca söven bir adamın bu ülkeyi yönetmesine dayanamıyoruz biz!
Din deyip memlekette bintürlü değişiklik yapmasını bilen ama daha  doğru düzgün, insanca yaşamasını bilmeyen sevgiden birhaber bu başbakana ve sözcülerine dayanamıyoruz...

Bizde mi şimdi sorun?
Ille de aykırı olan biz miyiz?
Yoksa kendi öz halkına ihanet eden de mi...

bir otur ve düşün artık.
Kendi ellerinle şekillendirdiğin bu yeryüzü cehennemini...
geride biraktığın öfke dolu kalpleri...

Hiç olmazsa o yanan yüreklere kürekle gitme!
Sus bari...

"KömürKarası"