6 Eylül 2012 Perşembe

Armağanımsın Aşkım


Sanki ufakken yediğim niknak paketi önümde duruyor ve ben bu defa yazmak istediklerime harf bulamıyormuşum gibi dondum kaldım. Bembeyaz ekran bana bakıyor, ben ona bakıyorum. Hissettiklerim zihnimde kelimeler bulamıyor,  cümlelere gebe ve adeta doğum sancısı çekiyor. Anlatılası, yazılası ve tarif edilesi... o kadar yoğun. Bu yüzden vazgeçemem. İlham patlaması yaşarken avuçlarımın bomboş kalmasını anlayamıyorum. Dedim ya, sadece hissediyorum. Galiba aslolan bu.

Ne birlikte izlediğimiz yıldızların parlaklığı ne de sabah ışıl ışıl parıldayan güneşin ışığı gözbebeklerin kadar aydınlatamaz içimi. Aydınlatamadı. Yansımamı sevdim. İçine dalıp yüzmeyi... Orada saatlerce dinlenmeyi sevdim... Engin denizlerde tuza bulanıp hayata seninle tat katmanın anlamını sevdim. En güzel ‘kahve’yi de gözlerinden içtim...

O kaşlarını havaya kaldırıp gülümsediğinde eğiliyorum, bükülüyorum, büzülüyorum. Kendi içimde küçücük kaldıktan sonra havai fişekler çakıyorum! Rengarenk kıvılcımların içinde bana yaşattığın güzelliklerden resimler çiziyorum...

Gülmeye devam et. Et ki gözlerinin etrafında oluşan altı çizgiden birinde yolumu bulayım her defasında. Sapmadan, sapamadan... öyle kilitli ve tutuk. Tutuklu.

Bugün Senin doğum günün, ama Tanrı beni ödüllendirmiş. Hediye benim...

Kâh kanaya kanata, kâh güle oynaya tırmandık... lâkin tepeye varınca tüm yaşamı içimize doldurabilecek kadar kuvvetlendik.

Elinden tutunca attım zırhımı... indirdim gardımı. Alnından soluduğum hayatı göğüsleyebilecek kadar yüreklendim. Ağzından çıkan her sözün beni okşayıp büyüttüğünü, çevremi sarıp sarmalayan kokunla başımı döndürdüğünü, sarılıp kalbini kalbimin üzerine bıraktığında eriyip eriyip yeniden varolduğumu içimde küçücük bir boşluk olmadan söylemenin yaşattığı mutluluk nasıl anlatılır? Ellerimi yüzünde gezdirirken avuçlarimda kalan kokunun bütün hücrelerime işlemesini seviyorum. Adın söylendiğinde adımın anılmasını, adım söylendiğinde adının anılmasını seviyorum işte...

O gönlünün bağ bahçesinde dilediğimce koşturup nefes nefese kalmaya aşığım! Eşi benzeri olmayan sıcacık kokunun toprağında çıplak ayaklarımla yürüt beni ömrümün sonuna kadar.

Bırakalım dünya, tıpkı o gece bana gösterdiğin gibi dönsün dursun. Bırakalım insanlar istedikleri gibi ölsünler. Bırakalım ülkeler birbirini yemek istiyorsa yesin. Bırakalım, kim ne derse desin!
Kolunun altında küçültmeye devam et beni...
Dudakların sonsuza dek alnımın tuğrası olsun...

İyi ki Kocamsın. İyi ki çocuklarımızın Babası olacaksın. İyi ki beni taşıyorsun...iyi ki tahammül ediyorsun : )

Her yıl yine ve yeniden minnettar olacağım gibi bu yıl da bana hissettirdiğin bu muhteşem duygular tarihine geçsin istedim. Pastanın yanına koy ye, şarabının içine akıt iç, sade yut ya da içine çekerek öp sözlerimi... damarlarına karışsın.

Rab’den en büyük hediyem, en büyük mutluluğum ve en değerli varlığım Sensin.
Varım yoğumsun...


Sana aşığım.

İyi ki doğdun Sevgilim...

3 yorum:

Aman diyim birdaha düşün!